bal

bal
tadından yenmez hayallerim, acıdırlar.

zaten ruh halim de çökük...

bana kızdığında hep "kaybol ya." derdi. yapamazdım. görmezden gelmekle yetinirdi, çaresiz. akşam üzeri masayı hazırladım. salata tabağını sofraya taşırken halıya takıldım, sendeledim. gözünün ucuyla hatta o bile fazla, kirpiğiyle bakıp gülümsediğine yemin edebilirdim. 
sessizce son akşam yemeğimizi yedik, sen yedin. ben senin dişindeki marula dalıp gittim. acıktım sonra, hayal bulutumu pipetle içime çektim. doy
madım. en sevdiğin filmi 26. kez izlemek için koltuğuna kuruldun. acılı cipsini, ayranla beraber sundum sana. "bu ne lan?" dedin kalktın koltuktan. kalkarken ayran dolu bardağı devirdin. tuzsuz ayran üstüne dökülüp tsunamiye dönüştü.

saçlarından yakalamasam hangi balıkla aldatırdın acaba beni?

yoğurt kokun geçtiğinde filmin sonu gelmişti. kadın "beni gerçekten istiyor musun?" diyordu, adam ise "hayır". senin bu sahnede hep gözlerin dolardı, taşmasın diye altına leğen koyardım. ama bu kez öyle olmadı, hüzünlenmedin. hüzünlenmemene kinlenip o leğende biriken yaşları içtin. içip koca leğeni bitirdin. yoğun tuzdan ozmos geçirip sızdın sonra.

ağladım, ağladım. akan yaşları içip bende sızdım.
aynı hayalde zıt yönlere bakıp birbirimizi görebilmeyi başardığımızda sen bana yine "kaybol." dedin.

sonra kötü kalpli kurt geldi, beni bulamayınca seni yedi.