bal

bal
tadından yenmez hayallerim, acıdırlar.

ocakbaşı düşleri



Hayatının en büyük sınavını vermeye hazırlanıyordu. Bir yanlışı tüm doğrularına bedeldi o sırada. Ya pizzacıya gidip 7,90 tl'ye sınırsız pizza yiyecekti ya da karşı kaldırımdaki dürümcüye gidecekti. Pizzacıya hiç tek başına gitmemişti, menülerden haberi yoktu. Bir içecek ne kadardı, öğrenciye indirim var mıydı, yemek yerken hangi radyo kanalından hangi şarkılar o değerli lokmalarına eşlik edecekti acaba? Oysa dürümcüsü öyle miydi? Bir kere küçük ama sıcak bir yerdi. Üç adet içerde ve iki adet dışarda olmak üzere iki kişilik masaların yanında bir adet askılık, bardakların konduğu büfe, büfenin üstünde bir radyo, etlerin kızartıldığı ocak ve müşteriler için minik bir lavabo bulunuyordu mekanda. Fazlasına da gerek yoktu zaten.


"Arkadaş Dürüm" ile ilk tanıştığımda havadaki oksijen bile donmak üzereydi. Dershane çıkışıydı, öğle yemeği için mekan aramaya başladık. Oy birliğiyle dürümcüye gitme kararı alındı. Oy birliği sağlanmasa bile kimsenin o soğukta yürümeye mecali yoktu, dürümcü dershanenin tam karşısındaydı. "Tabi, ben de bi adana alıyım o zaaan." Ses benden çıkmıştı. Hiç istifimi bozmadan devam ettim. "...yanına da bi büyük ayran." Üç öğün adana yiyordum sanki, öyle bir havam vardı. Hamburgerle büyümüştüm. Tipik bir McDonald's çocuğuydum. Adana, şiş falan duymuştum da dürüm nedir, hiçbir fikrim yoktu. 

"He, evet abi dürüm olsun." dediler. "Benimki de." dedim.

İki kişi çalışıyordu mekanda. Biri bizim adanaları hazırlarken diğeri tabak, bardak falan ayarlıyordu masamız için. Radyodaki şarkıdan hiç bahsetmiyorum zaten, müthişti.

Her birimizin önünde el ilanı görünümündeki menüler duruyordu. Çorba, dürüm gibi gıdaların fiyatını barındırıyordu muhakkak. Sayfanın en altında gözüme bir çay bardağı resmi çarptı ve yanındaki kalın puntolu yazı; "çay bedava".

Hiç yorum yok: