
Lanetli bir ülkenin lanetli topraklarında doğmuş,
lanetten suyla yıkanıp lanetlenmişti
lanet bir soytarı.
Güldürmeye mahkum ağlamaya meyilliydi.
Ağlayamazdı hiçbir zaman, yasaktı.
Kellesi değerindeydi bir gözyaşı
Ama en nihayetinde insandı ve hiçbir insanın duygusu
sevinçten ibaret olamazdı.
Mutlu etmekle yükümlü bahtsız adam.
Yeşil pantolonlu kırmızı gömlekli soytarı.
Acıları tıkamıştı kalbini, kalbe giden damarları.
Aldığı nefes değil acıydı.
Lanet soytarı, kralın lanet olası kızına aşık oldu.
Onun gülüşünden tohumlar ekti acılarına.
Sahte mutluluk ülkesinin prensesi bir gün açıldı soytarıya.
"Beni çok mutlu ediyorsun komik adam." dedi, soytarı yine sevinemedi.
Sadece kollarına aldı prensesi, sevdiğini falan söyledi.
Prensesin gözünden iki damla yaş süzüldü.
Neye üzüldüğünü sordu soytarı büyük bir umutla.
Kendi acılarını da atabilirdi belki ağlayarak.
"Mutluluktan" dedi prenses, mutluluktan...