Her zamanki günlük sohbetlere eşlik eden kahve ve tabii ki kahvenin olmazsa olmazı kakaolu kek. Sohbete öyle dalmıştık ki zaman geçmiş, kahvelerin biri gelip biri gitmiş, tabakta 1,5 dilim kek kalmıştı.
Ona çaktırmadan tabağa baktım. Ne yapıp edip yemeliydim o keki, nasıl da bana bakıyordu üzgün üzgün. (oha abarttım evet.)
Duygularımı anlamış olacaktı ki eli çatala gitti arkadaşın. Diğer yandan bana gülümsüyor "Ne çabuk geçti zaman değil mi?" diyordu. "Yaa" dedim "Sorma, zaman işte.”
Duygularımı anlamış olacaktı ki eli çatala gitti arkadaşın. Diğer yandan bana gülümsüyor "Ne çabuk geçti zaman değil mi?" diyordu. "Yaa" dedim "Sorma, zaman işte.”
Yavaş yavaş yaklaşıyordu tabağa, hedef ile arasındaki mesafe azaldıkça yüzünün şekli değişti; hafif tebessüm yerini sırıtmaya bıraktı. Ve hamle. Yarım dilim kek artık yoktu. Geriye 1 dilim kalmıştı ve o benim olmalıydı.
Çatalı elime aldım, onun az önce yaptığı gibi gülümseyerek anlamsız bir şeyler söyledim, aynı anlamsızlıkta cevap verdi. 1 dilim keki çatala nasıl sığdırırım diye düşünürken telefon çaldı. Keke konsantre olduğumdan irkildim, çatal elimden düştü ve acı son. Garson akıllısı temiz çatal getirene kadar karşımdaki sırıtkan şahıs çoktan süpürmüştü tabağı.
Lanet olaydı bu arkadaşı tanıdığım güne.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder