bal

bal
tadından yenmez hayallerim, acıdırlar.

elizabet de herkes kadar şizofrendi.

Telefonunu açtı. Bir adet sesli mesajı vardı. Arayan kişi her kimse büyük bir suça ortak olmuş, elizabetin kalbini keklemeye çalışmıştı. O ana oldukça yakın dakikalarda yan komşu tepkisini belirtip küt bir cisimle duvara sertçe vurdu. Muhtemelen elizabetin duvara atıp kırılmasına sebep olduğu telefonun çıkardığı sesten rahatsız olmuştu. Komşu duvardan öc alır gibiydi ama duvar bile bunu elizabet kadar hak etmiyordu. 

Elizabet yaslandığı yerden; sırtını acıtan giysi dolabından kurtulmak için ayağa kalktı. Sendeledi, içindeki boşluk dışına çıktı ve dengesini kaybettirdi ona, hakkı olmadığı halde. Haksızlıklar tanrıçası elizabet zaten dengesizdi, buna "boşluk" dahi sebep olamazdı. İçindeki boşluğu bir nebze de olsa bastırmak adına buzdolabına yöneldi. 

Buzdolabına neden "buz" dolabı diyorlardı, anlam veremedi. Soğutucu dolap daha iyiydi sanki. Elizabet anlamak için çaba harcadı.

Zeytinleri, zeytinyağı ile taçlandırıp üzerine biraz kekik biraz da kırmızı biber serpiştiren annesini de anlamadı. Beynini yormayı bırakıp birkaç zeytini çekirdekleriyle beraber mideye indirdi. Çekirdeklerin içi parçalandı, elizabetin içini görünce. Oluşan gümbürtü elizabeti sağır etmek üzereydi ve elizabet bir şeyler yapmalıydı.

Soğutucu dolabın bitişiğindeki tezgahta akşamdan kalma izmaritler, ayılmak için kahve içiyorlardı. Elizabet birkaç izmarit yardımıyla kulaklarını tıkadı.

Artık kendine bile sağırdı, el yordamıyla bulduğu yol, odasında son buldu.