bal

bal
tadından yenmez hayallerim, acıdırlar.

erhan aaaabim/t-shirtlere dokunmayın.

22:43 onbeşeylül ikibinonbir
dying slowly
not: kişisel, bence okuma.

şekil g:

7-8 belki 10 yaşlarındaydım, o kadar hatırlamıyorum. kötü kedi şerafettinle tanıştım. kuzenimin odasında kocaman bir posteri vardı (şekil g). hoşuma gitmiş ve sormuştum. erhan aaaabi, bu ne? o da anlatmıştı, kötü kedi bu, pis tüh kaka diye.
oha, tabii böyle olmadı. ben gördüm, hoşuma gitti ama sormadım. ne o öyle erhan aaabi, bu fotoğraftaki amca kim der gibi....-sessizlik-

erhan abi tam hayalimdeki abiydi. odasının kapısında bir yazı asılıydı, +16 diye.  odasına giremezdin eksi on altı isen. *oo iyi ki söyledin, +16 diyince anlayamadık biz.*  hep baaak ben onaltı oldum odana istediğim zaman girerim diyeceğim günleri bekledim. -kendi odamın kapısına artı onsekiz yazdığım günleri lanetliyorum. ne kadar ergenmişim, yarabbim.-

kemik lombak lemanyak leman... bir sürü dergisi vardı, ben de bakardım anlamasam da. o sayfaların kokusuna, çizgilere, konuşma balonlarına, en önemlisi de kötü kedi şerafettine hastaydım ben. köpeköldüreni ilk onda gördüm ben. çok sonraları öğrenecektim onun ucuz şarap olduğunu.

karikatür kültürümün oluşmasındaki ilk adımı erhan abi sayesinde attım. bana takip etmem gereken diyalog-olay karelerini anlatmıştı. "sol üstten başla, sağ tarafa geçtiğinde olay bir kaç kutuya bölünüyorsa üsttekini oku önce. çok karışık bir çizimse, olay kutucuklarının sağ alt köşelerine bak. mutlaka okuman gereken kareyi belirten bir ok, ya da kutucuk numarası bulacaksın". gibi öğütler... (o olmasa hayatımın büyük bölümü ot gibi geçerdi, karikatürsüz insan nasıl yaşar ki.) neyse...

cine5'in şifreli olduğu zamanlardı. erhan abi çek-yattan bozma yatağına uzanmış kanalları peşi sıra geçerken görürdüm cine5'i. gündüz çizgi film oluyordu sanırım. kanal mı bozuldu dediğimde hayır derdi, belli bir saatten sonra şifre koyuyorlar. çok sonraları öğrenecektim şifre koyma sebeplerini.

selin toktay hayranıydı. ben hiç beğenmezdim o kızı. 

erhan abi... bana ıslık çalmayı öğreten insan. gün geldi askere gitti. aylardan şubat... gözümün dolduğunu çok net  hatırlıyorum.


başka bir kuzenimin düğünüydü, erhan abi sevgilisiyle gelicekti, ben ve yaşıtım kuzenlerim deli gibi kızı merak ediyorduk acaba neye benziyordu, kız geldi iyi hoş. yaşı erhan abinin yaşından 6-7 yaş küçüktü ama halacığım yaş farkını 3 biliyordu, olsun. çok gereksiz detaya girdim, farkındayım. ilerleyen saatlerde erhan abiye mesaj attık yaşıt kuzenlerle: yengemizi beğendik. bir yandan da izliyoruz ne tepki vericekler diye. telefonu duyan kim. kalktım yanlarına gittim, telefonu aldım. eeh be erhan abi, o zaman bile telefonunda bir sürü kızdan mesaj vardı, çakaal. bunlar ne dediğimde onlar yedek diyip göz kırptı, ben de üstelemedim.

erhan abi, beni, küçükken kendimden geçirircesine gıdıklayan insan... kafamı duvara toslamışım o sersemlikle, evde buzun olmadığı bir yaz ayında. ne enteresan. hastaneye giderken dondurmacının verdiği külahta dondurmayı kafama koyan zihniyet... şimdi evleniyor.

her ne kadar beni müstakbel eşinden daha çok sevdiğini söyleyip valla be, dese de hiç istemiyorum evlenmesini. o hep benim erhan abim olarak kalsa... bencillik yapmış olurum.

düğüne son 2. ühühüğğ...

serzeniş: sevgili halacığım, hiç mi için sızlamadı karikatür karakterlerinin t-shirtlerini elbezi, yastık kılıfı yaparken ??? 

Hiç yorum yok: