ağır hüzün içerir.
sabah olduğunda gözlerini ilk defa çapaklanmamış olarak açtı. hüznüne seslendi, cevap gelmedi. sanırım terketmişti gözlerini. ve bir daha haber alamadı kendisinden.
sadece kirpiklerine bıraktığı bir not vardı.
sen gözlerini açtığında çok uzakta olacağım. ışığı bu kadar kırmamalıydın.
kör noktaya kaçıyorum, hüznün.
azalarak, boğularak ama mutlu biri olarak öldü liza pitsbörk.
öğrendiğime göre nefesi almasını engelleyen şey, sağ kapakçığından dışarı sızan kan değil de senmişsin.
bal
bal
tadından yenmez hayallerim, acıdırlar.
KÜRESEL KADAVRA
HONEY BEE
yürüyen balıklarımın dünyasında gölgesini düşürmüş bir yabancı.
elektrik tellerinde gezinen planktonları izlemiş, kiminin ise ölüşünü.
rezonans frekansı da tutmamış hiçbir bedenle, beraber öleceği kimseyi bulamamış.
tekboynuzlu atlara tapan deniz atlarım.
yürüyen balıklarımın dünyasında gölgesini düşürmüş bir yabancı.
elektrik tellerinde gezinen planktonları izlemiş, kiminin ise ölüşünü.
rezonans frekansı da tutmamış hiçbir bedenle, beraber öleceği kimseyi bulamamış.
tekboynuzlu atlara tapan deniz atlarım.
KARPAL TUNEL SENDROMU
Öteye gidemediğimiz yol ayrımından yazıyorum sana. Ben gidiyorum.
Beraber gidemesek bile yollar var önümüzde. Karanlık ya da aydınlık, gitmeden bilemeyiz. Ben gidiyorum içimi de alarak. Onu sana bırakamam. Parçalar da olsa geride kalan...
Ellerim üşüyor. Söyleyemediğimiz sözler var dudaklarımızda. Teker teker düşüyorlar, ayaklarımız kanar diye adım atamıyoruz önce.
Sonra ben gitmeye karar veriyorum seni içine emanet ederek. Gidiyorum içim teselli edemiyor gözlerimi. Dudaklarım sözsüz. Hoşçakal bile diyemiyorum.
İçimin en geç sızlayan yarası...
İçimin en geç sızlayan yarası...
Yollar ve mutluluk senin olsun. Sen kelimeleri eksik etme dudaklarından.
Sadece gidiyorum.
Sadece gidiyorum.
09.10.2013
belki hiçbir zaman öteye gidemeyeceğiz, gidemedik. zaman kipleri bile birliktelik ekini yakıştırmaz "biz"e.
bu kağıda bile fazlalık bu kelime.
oysa özledim...
hiç olmayanı..
oysa özledim...
hiç olmayanı..
"sanırım ne ben çağırmayı becerebildim ne sen gelebilmeyi uzaklardan..."
insomnia
senin özlem dediğin şey benim acım.
hayat devam ederken, her saniyede, bana bir şekilde seni hatırlatan kocaman bir kum saatinin içindeyim.
seni hatırladıkça en dibe batırılıyorum, yüzeye çıkamıyorum.
hayat devam ederken, her saniyede, bana bir şekilde seni hatırlatan kocaman bir kum saatinin içindeyim.
seni hatırladıkça en dibe batırılıyorum, yüzeye çıkamıyorum.
zaman dolup yön değiştiriyor bazen.
kurtuldum diyorum ama anılar bir kez daha sınıyor acı eşiğimi.
bilmek istersin diye söylüyorum. kalbim kan yerine gözyaşı pompalıyor. öyle ki tuz yakıyor hücrelerimi. vazgeçemiyorum yaşamaktan.
doğru çalışmıyor diye sökemem kalbimi.
kurtuldum diyorum ama anılar bir kez daha sınıyor acı eşiğimi.
bilmek istersin diye söylüyorum. kalbim kan yerine gözyaşı pompalıyor. öyle ki tuz yakıyor hücrelerimi. vazgeçemiyorum yaşamaktan.
doğru çalışmıyor diye sökemem kalbimi.
dudaklarım en çok sana sustuğu kadar en çok sana anlatmak istiyor.
ellerimle kapatıyorum dudaklarım her aralandığında.
ellerimle kapatıyorum dudaklarım her aralandığında.
söyleyemem.
gurur değil.
gurur değil.
belki de aşk engel.
tamam. belki aklım firar etti. belki kalbime minik camlar saplamaktan canım yanıyor.
ama. onun mutlu olacağını bilmek adrenalin etkisi yapıyor ve acım hafifliyor geçici bir süre.
karmaşık: çok karmaşık. örümcek ağları birbirine karışmış, kendi tanrı'sını nefessiz bırakıyor.
bir of çekiyorum ve bütün maviler siliniyor yüzünden.
sen siyahsın, fotonların bana çarpıyor ve rengin hüzün oluyor. koyu, kopkoyu bir bencilliğin ortasında nefes almaya çalışıyorsun. elini kaburgalarıma götürüp akciğerlerimi söküyorsun. "aslında pembemsi bir rengi var, neden ak deniyor?" diye düşünüyorum. nemli bir nefes doluyor çalıntı alveollere. hissedebiliyorum tazeliğini. ama içim üşüyor, kan kaybediyorum. bulanıklaşıyor anlam.
gördüğüm son renk aldığın nefesin rengi oluyor.
koyu, kopkoyu bir soluğun içinde boğuluyoruz. ruhun çürüyor. ruhum üşüyor.
ben yaşıyorum da sen ölüyorsun.
bütün renkler siliniyor yeryüzünden.
ama. onun mutlu olacağını bilmek adrenalin etkisi yapıyor ve acım hafifliyor geçici bir süre.
karmaşık: çok karmaşık. örümcek ağları birbirine karışmış, kendi tanrı'sını nefessiz bırakıyor.
bir of çekiyorum ve bütün maviler siliniyor yüzünden.
sen siyahsın, fotonların bana çarpıyor ve rengin hüzün oluyor. koyu, kopkoyu bir bencilliğin ortasında nefes almaya çalışıyorsun. elini kaburgalarıma götürüp akciğerlerimi söküyorsun. "aslında pembemsi bir rengi var, neden ak deniyor?" diye düşünüyorum. nemli bir nefes doluyor çalıntı alveollere. hissedebiliyorum tazeliğini. ama içim üşüyor, kan kaybediyorum. bulanıklaşıyor anlam.
gördüğüm son renk aldığın nefesin rengi oluyor.
koyu, kopkoyu bir soluğun içinde boğuluyoruz. ruhun çürüyor. ruhum üşüyor.
ben yaşıyorum da sen ölüyorsun.
bütün renkler siliniyor yeryüzünden.
ml.
nihayet bu hastalıktan da kurtuldun. kalbinden biyopsi ile kötü huylu bir parça alındı.
artık daha iyisin.
daha çok morfin...
bir şehri çok seversin ama oradan ayrılman gerektiğini bilirsin. o şehirle ilgili anılarını yanına almadan yola çıkman gerekir. döndüğünde daha iyi bulmak için en derininden dua edersin.
o şehre bir daha dönmemen gerekir...
dönmezsin.
artık daha iyisin.
daha çok morfin...
bir şehri çok seversin ama oradan ayrılman gerektiğini bilirsin. o şehirle ilgili anılarını yanına almadan yola çıkman gerekir. döndüğünde daha iyi bulmak için en derininden dua edersin.
o şehre bir daha dönmemen gerekir...
dönmezsin.
soru isaretini hiç sevmem.
olmasın o zaman. o da olmayıversin. bu ısrar neden. en çok kendini yaralamak neden.
ruhunu daha fazla daraltamazsın sıkıştığı yerde. ona bu kadar acı çektirmek neden.
çok mu zor yeniden başlamak başka bir şekilde, daha mı çok acı verir başka bir mezar kazmak kalbine.
daha önce yaptın, kaç kere ziyarete geldi anılar gece kulakların çınladığında ve kaç damla biriktirdin gözyaşı torbanda. kaç kere yapıp bozdun en sevdiğin resmin sonsuza ayrılmış parçalarını.
bu kadar mı uzaksın mutluluğa ya da mutluluk bile sıradan mı kalır senin hislerinin yanında.
bu gece en çok sana uzağım. en çok sona yakın.
bu kadar sorum varken delirmiyorum; sahip olduğum harfler var.
acımı öyle derin hissediyorum ki ne zaman mutlu olmaya çalışsam yeni bir mezar kazılıyor bir yerlerde.
bir mezarcı elimde kalan "ben" parçalarını gömüyor en ufak tebessümümde.
acılarımla yaşıyorum. belki de onlar beni yaşatıyor.
bir gece seni gömdüğüm yerde kulaklarım çınlayacak. toprak ne kadar kuruysa o kadar iyi.
ağlamak kadar basit olmayacak seni uğurlayışım.
sonsuz yapbozun en güzel parçasını senin başucuna gömeceğim.
en sevdiğim resim bir daha hiç tamamlanamayacak.
sen en büyük huzura kavuşacaksın.
ben mi...
başka bir resmi daha çok sevmeye çalışacağım.
bunlar da saman renkli kağıtlı, saman rengi bir defterde kalanlar...
oysa ne güzel şehirsin İstanbul keskin/dikenli kirpiklerin ağırlaşıp uykuya daldığında.
ve kim bilir kiminsin en mahrem yerlerinden bakıldığında...
_________________________________________________________________________________
elindekilerle yetin.
ya da olacakken olamayan, imkanlı fakat bir şekilde gerçekleşemeyen ve bu durumda imkansız diye anılan şeyleri düşünmekten, "neden daha farklı yaşayamıyorum ki?" demekten bütün üzüntümüz aslında.
"zaman" var. hep oldu.
sorun bu değil.
sorun; olanlarla mutlu olamamak. olmuşlarla, anılarla avunamamak.
daha ilerisini hayal etmek belki.
hayal kurmak, sınırsız güzellikteki şeyleri kendinde tasarlamak iyidir. ama sana acı vermeye başlıyorsa, neden dedirtiyorsa yanlış hayaldesin demektir.
şu zamanda mucizeler yarattığının farkında ol. nefes almak en büyük mucizedir. sen o mucizeyle hayattasın. unutma olur mu?
olanla, oluyorla mutlu ol. olacak-mış- gibi yaparken olmayan şeyleri düşünüp üzme kendini.
olmuyorsa zorlamayacaksın. bir sebebi vardır.
"bağlanmayacaksın" kendi hayalinde bile olsa.
yanlış yerdesin.
oysa ne güzel şehirsin İstanbul keskin/dikenli kirpiklerin ağırlaşıp uykuya daldığında.
ve kim bilir kiminsin en mahrem yerlerinden bakıldığında...
_________________________________________________________________________________
elindekilerle yetin.
ya da olacakken olamayan, imkanlı fakat bir şekilde gerçekleşemeyen ve bu durumda imkansız diye anılan şeyleri düşünmekten, "neden daha farklı yaşayamıyorum ki?" demekten bütün üzüntümüz aslında.
"zaman" var. hep oldu.
sorun bu değil.
sorun; olanlarla mutlu olamamak. olmuşlarla, anılarla avunamamak.
daha ilerisini hayal etmek belki.
hayal kurmak, sınırsız güzellikteki şeyleri kendinde tasarlamak iyidir. ama sana acı vermeye başlıyorsa, neden dedirtiyorsa yanlış hayaldesin demektir.
şu zamanda mucizeler yarattığının farkında ol. nefes almak en büyük mucizedir. sen o mucizeyle hayattasın. unutma olur mu?
olanla, oluyorla mutlu ol. olacak-mış- gibi yaparken olmayan şeyleri düşünüp üzme kendini.
olmuyorsa zorlamayacaksın. bir sebebi vardır.
"bağlanmayacaksın" kendi hayalinde bile olsa.
yanlış yerdesin.
bir sınav döneminin daha sonuna geliyoruz. yanlışta ve doğruda emeği geçenlere başta kendime sonra ösym'ye teşekkür ederek başlamak istiyorum.
çok uzun bir aradan sonra huzuru yeniden hissettim diyebilirim. ama demiyorum çünkü doğru değil. kendimden uzağa gittikçe mutluluk oyunları artıyor. fazladan bir kaç umut buluyorum kitap aralarında, yere bakarak yürüdüğümden, kaldırım taşlarında. çok sevdiğim bir şarkının en anlamlı cümlesinde. ne zaman kendime yaklaşsam bir toz bulutu içine alıyor akciğerlerimi. kendimde boğuluyorum. mutsuz olmayı kabullensem belki düzelir diyemiyorum. çünkü düzelmez. etrafında insanlar var oldukça acı var. sizin için en değerlileri aslında en zehirlileri. yalnızsan en büyük cezasın kendine.
kalbini açtığın anda içeri bir sürü hayalet girecek. kimileri onlardan çaldığın ruhların intikamını alacak. kimileri usulca en kuytu köşelerde bekleyecekler onları sevmeni. kalbini açtığın anda sonsuz bir izdiham başlayacak. biri giderken hepsi gelecek ya da hepsi giderken o "biri" gitmeyi seçecek hiç dönmeyecekmişçesine. uzun cümleler kurmaya başlayacaksın şimdi olduğu gibi. keşkelerin 20 dakikada bir mitoz bölünme geçirecek. kanın, gözyaşınla yer değiştirecek. bir daha hiç pıhtılaşamayacaksın. umut dediğin an etraf kararacak ve sen mutsuzluğunla baş başa o çok sevdiğin odanda kelimeleri kesip biçmeye başlayacaksın. kalbinin hıncını onlardan alma...
çok uzun bir aradan sonra huzuru yeniden hissettim diyebilirim. ama demiyorum çünkü doğru değil. kendimden uzağa gittikçe mutluluk oyunları artıyor. fazladan bir kaç umut buluyorum kitap aralarında, yere bakarak yürüdüğümden, kaldırım taşlarında. çok sevdiğim bir şarkının en anlamlı cümlesinde. ne zaman kendime yaklaşsam bir toz bulutu içine alıyor akciğerlerimi. kendimde boğuluyorum. mutsuz olmayı kabullensem belki düzelir diyemiyorum. çünkü düzelmez. etrafında insanlar var oldukça acı var. sizin için en değerlileri aslında en zehirlileri. yalnızsan en büyük cezasın kendine.
kalbini açtığın anda içeri bir sürü hayalet girecek. kimileri onlardan çaldığın ruhların intikamını alacak. kimileri usulca en kuytu köşelerde bekleyecekler onları sevmeni. kalbini açtığın anda sonsuz bir izdiham başlayacak. biri giderken hepsi gelecek ya da hepsi giderken o "biri" gitmeyi seçecek hiç dönmeyecekmişçesine. uzun cümleler kurmaya başlayacaksın şimdi olduğu gibi. keşkelerin 20 dakikada bir mitoz bölünme geçirecek. kanın, gözyaşınla yer değiştirecek. bir daha hiç pıhtılaşamayacaksın. umut dediğin an etraf kararacak ve sen mutsuzluğunla baş başa o çok sevdiğin odanda kelimeleri kesip biçmeye başlayacaksın. kalbinin hıncını onlardan alma...
kimse yok muydu? yoksa o kimse herkesle eşdeğer miydi kalabalık olmak marifetse?
biri vardı. yokluğu hasta eden, varlığı şifa getiren birisi. doktor onaylı bir varsayım bu. "kendini üzme, sıkıntı veren şeyler düşünme..." ile başlayan telkinlerin fayda etmediği bir hastalık.
biri vardı. en olmaz dediğim. ellerimin en çok uzandığı kişi. şimdilerde en uzağım.
varken kaybettiğim...
son çare olarak onu bulmak için aldığım kitapların sayfa aralarına, satır başlarına, cümle sonlarına, noktalama işaretlerinden sonra koyulan boşluklara bakmaktan usanmadığım. ondan bir parçaya verdiğim değer dünden güne artarken... onun gözündeki değerimin yitip gitmesine seyirci kalmaktan başka bir şey yapamadığım biri.
günlerdir rüyasından uyandığım. yeniden ona dönmek için uyumaya çalıştığım. gözlerine baktığımda kalbimi görmesinden korktuğum...
bilincimin en altından gün yüzüne çıkmayı başaran ve bir anda bütün bilincimi kaybetmeme neden olan birisi.
anlata anlata bitiremediğim... belki diğer yarım belki tamamım.
hem bende hem kendinde yok ol.
meğer içimdeki fünyeler saçılmış dört bir yana da bir ben...
keşkeler saçılmış. zaman yara almış. içim kötü, içim pişman.
ses tellerim birbirine değmeye korkuyor. sözcüklerim yorgun.
bir bitiş başlıyor belki de. sen en iyisi hiç bir aynadan yansıma.
hiç bir aralıktan sızma.
keşkeler saçılmış. zaman yara almış. içim kötü, içim pişman.
ses tellerim birbirine değmeye korkuyor. sözcüklerim yorgun.
bir bitiş başlıyor belki de. sen en iyisi hiç bir aynadan yansıma.
hiç bir aralıktan sızma.
fısıltılar uçururdum sana sabahlara karşı.
bilirdim en çok o zamanlar açıktı ardına kadar yüreğinin kapıları.
hiç özlemediğin kadar özlerdin beni. keşke farklı olsaydı dediğini duyardım.
birden isyan ettiğini düşünür kendine kızardın.
zor zamanlardı.
ben fısıltılarımı bastıramasamda sen kapılarını çoktan kapattın.
hissiz.
bazı insanlar, üstüne alınıp gittiler sıfatlarımı.
bazıları zamirlerimi çaldılar.
senin adını cümlelerimden attığım zamanlar;
deliler gibi seni anlatmak istediğim zamanlarım oldu.
o zaman zamirler koştu imdadıma.
"onlar" yardım etti yanlızlığıma çokluk katmak için.
"o" kurtardı beni sensizlikten.
sen yokken en çok noktalara cesaret ettim ben.
önceleri korkardım kalemin ucunu kağıda değdirmekten.
sona ermekten korkardım.
şimdi kağıdım delik deşik.
her satır başında bir nokta var.
her satır başım, sonunu bildiğim, bitirdiğim hikayeye çıkıyor.
ne zaman seni sevmeye kalksam tırnaklamışsın atardamarlarımı boylu boyunca.
ne zaman senden birşeyler aklıma gelse beynime küçük kan pıhtıları yollamışsın ölmelik.
sen çaresi bulunamayan en ilkel mikropmuşsun da sana her baktığımda iğne batırdığın korneam hasar gördüğünden görüntün odağıma hiç düşmemiş. sen benmişsin meğer.
ne zaman senden birşeyler aklıma gelse beynime küçük kan pıhtıları yollamışsın ölmelik.
sen çaresi bulunamayan en ilkel mikropmuşsun da sana her baktığımda iğne batırdığın korneam hasar gördüğünden görüntün odağıma hiç düşmemiş. sen benmişsin meğer.
yıldızlar daha soğuk bu gece. samimi olmayan göz kırpışlarını hiçlikten yitikliğe dönüştüren şey korku olsa gerek. yıldızlar daha bir görünmez bu gece. güneş doğmaya daha bir isteksiz. aynanın bir ucu sen diğeri ben. hiç yoktan mutsuzuz bu gece.
sisten görünmeyen bir ruha sahipsin. benim aydınlığım kadar karanlıksın sen.
en değerli olanı, kendini kaybetmişsin. benim en sevdiğim yanını.
yarım yamalak bir kaç cümle.
çerçeveli bir resim.
derme çatma bir ev.
korku: ben. yitik: sen. hiç: biz.
peki ya derdin ne?
her adımda biraz daha büyüyordu gölgesi.
ışığı arkasına almış geri geri yürüyordu.
aptal!
gölgesinin heybetine kapılmış büyük bir özgüvenle sırıtıyordu.
dişlerinin sarılığından "sarı" utandı.
ışığa yaklaştığında karanlıkta kalacaktı.
tuttum çektim usulca.
gittikçe küçüldüğünü görünce bir damla gözyaşının başlangıcını yaptığı ağlama senfonisi başladı.
o an farkettim.
sadece ağlamak yakışıyordu ona.
ancak tuzlu su yıkıyordu yüzündeki kibiri. yerle bir ediyordu bencilliğini.
hem ağlayınca mercan rengi oluyordu gözleri.
bir deniz kızı olup kaybolmak istiyordum onlarda.
sonra. sonra yeni bir ışık buldu kendine her zamanki gibi.
ama bu sefer farklı.
ışığı arkasına almış geri geri yürüyordu.
aptal!
gölgesinin heybetine kapılmış büyük bir özgüvenle sırıtıyordu.
dişlerinin sarılığından "sarı" utandı.
ışığa yaklaştığında karanlıkta kalacaktı.
tuttum çektim usulca.
gittikçe küçüldüğünü görünce bir damla gözyaşının başlangıcını yaptığı ağlama senfonisi başladı.
o an farkettim.
sadece ağlamak yakışıyordu ona.
ancak tuzlu su yıkıyordu yüzündeki kibiri. yerle bir ediyordu bencilliğini.
hem ağlayınca mercan rengi oluyordu gözleri.
bir deniz kızı olup kaybolmak istiyordum onlarda.
sonra. sonra yeni bir ışık buldu kendine her zamanki gibi.
ama bu sefer farklı.
"kim derdi kalbin yeniden ağzına gelecek, kusacak gibi olacaksın ama yapamayacaksın diye.
birilerinin demesine de gerek yok aslında. hoş, kim derse inanmazdım. belki rahatlık dokundu ondan bu mide bulantısı. bilemiyorum. sebebi her neyse sonum çok vahim.
kalp durmaktan vazgeçip yeniden ritim kazandı. belki aksak belki çok hızlı gibi. yine de yaşamaya değer. belki."
en büyük düşmanından öç alır gibi kazıyordu tırnaklarıyla. çıkış yok. sığabileceğin en geniş deniz kabuğuydu bu, daha büyüğü daha sonsuzu yok.
ya kum tanesi olarak kalacaktın ya da bir inciye dönüşecektin. bilemiyorum.
tek bildiğim çıkış yoktu... yok...
birilerinin demesine de gerek yok aslında. hoş, kim derse inanmazdım. belki rahatlık dokundu ondan bu mide bulantısı. bilemiyorum. sebebi her neyse sonum çok vahim.
kalp durmaktan vazgeçip yeniden ritim kazandı. belki aksak belki çok hızlı gibi. yine de yaşamaya değer. belki."
en büyük düşmanından öç alır gibi kazıyordu tırnaklarıyla. çıkış yok. sığabileceğin en geniş deniz kabuğuydu bu, daha büyüğü daha sonsuzu yok.
ya kum tanesi olarak kalacaktın ya da bir inciye dönüşecektin. bilemiyorum.
tek bildiğim çıkış yoktu... yok...
sen bu satırları okuduğunda ben çooook uzakta olacağım.
bir balıkla tanıştım. çok değil, onda bir asır önce.
yüzde bir gölge, büyükçe.
solungaçlarından, olmayan kalbinin atışlarını duyabiliyordum.
kalbini kimde bırakıp evrimleşti bilemesemde atardamarları yerindeydi.
duyguları tahrip. kitap sayfalarından yara bantları...
baştan kuyruğa onlarla kaplıydı.
başlarda anlam veremesem de kan kaybını onlar önlüyordu, belliydi.
balık.
denizdeki milyonlarca ruhtan biriydi.
en karanlık akvaryumu seçti.
bir balıkla tanıştım. çok değil, onda bir asır önce.
yüzde bir gölge, büyükçe.
solungaçlarından, olmayan kalbinin atışlarını duyabiliyordum.
kalbini kimde bırakıp evrimleşti bilemesemde atardamarları yerindeydi.
duyguları tahrip. kitap sayfalarından yara bantları...
baştan kuyruğa onlarla kaplıydı.
başlarda anlam veremesem de kan kaybını onlar önlüyordu, belliydi.
balık.
denizdeki milyonlarca ruhtan biriydi.
en karanlık akvaryumu seçti.
-hep sonradan-
sevgili 'odamdaki kelebek',
saatlerdir ne bir kanat çırpışını duyabiliyorum
ne de şuursuzca lambanın etrafında dönüp durmanı görebiliyorum.
seni merak ettiğimden değil de ben uyurken tırıfsısst diyerek
çıkarsın bi yerden. uykum hafiftir, seni duyarım.
korkudan bu yaz günü örtünün altından çıkamam falan. hiç gerek yok.
acaba sıktığım prit adlı ilacının etkisi altında mısın şuan?
kafan bir hoş olmuş, konmuşsun bir yere yavaş yavaş ölüyor musun?
ölme ama çek git hayatımdan.
başka okyanuslara korku sal, tsunami falan yarat.
sen büyük işlerin adamısın.
koridorun ışığı da açık o yol gösterir sana, hadi canım.
saatlerdir ne bir kanat çırpışını duyabiliyorum
ne de şuursuzca lambanın etrafında dönüp durmanı görebiliyorum.
seni merak ettiğimden değil de ben uyurken tırıfsısst diyerek
çıkarsın bi yerden. uykum hafiftir, seni duyarım.
korkudan bu yaz günü örtünün altından çıkamam falan. hiç gerek yok.
acaba sıktığım prit adlı ilacının etkisi altında mısın şuan?
kafan bir hoş olmuş, konmuşsun bir yere yavaş yavaş ölüyor musun?
ölme ama çek git hayatımdan.
başka okyanuslara korku sal, tsunami falan yarat.
sen büyük işlerin adamısın.
koridorun ışığı da açık o yol gösterir sana, hadi canım.
bir yudum almak için sıcak buharın çıkış doğrultusunda ağzını dayıyorsun
porselenden bozma, üretildiği şirketin kocaman amblemini sırtlanan kupaya.
buhar burnunu, yüzünü ısıtıyor.
- gözlüğün varsa - gözlük camlarında buğulanma... yoğun bir koku var kupanın içinde.
çok hoşuna gidiyor. tam yudumunu alacakken,
çatırttt diye bir ses bunu yapmana mani oluyor.
meğer gözünün buz yaşı, içine düşmüş kupanın.
çatlamış porselen. üstün başın kan.
porselenden bozma, üretildiği şirketin kocaman amblemini sırtlanan kupaya.
buhar burnunu, yüzünü ısıtıyor.
- gözlüğün varsa - gözlük camlarında buğulanma... yoğun bir koku var kupanın içinde.
çok hoşuna gidiyor. tam yudumunu alacakken,
çatırttt diye bir ses bunu yapmana mani oluyor.
meğer gözünün buz yaşı, içine düşmüş kupanın.
çatlamış porselen. üstün başın kan.
zaten ruh halim de çökük...
bana kızdığında hep "kaybol ya." derdi. yapamazdım. görmezden gelmekle yetinirdi, çaresiz. akşam üzeri masayı hazırladım. salata tabağını sofraya taşırken halıya takıldım, sendeledim. gözünün ucuyla hatta o bile fazla, kirpiğiyle bakıp gülümsediğine yemin edebilirdim.
sessizce son akşam yemeğimizi yedik, sen yedin. ben senin dişindeki marula dalıp gittim. acıktım sonra, hayal bulutumu pipetle içime çektim. doymadım. en sevdiğin filmi 26. kez izlemek için koltuğuna kuruldun. acılı cipsini, ayranla beraber sundum sana. "bu ne lan?" dedin kalktın koltuktan. kalkarken ayran dolu bardağı devirdin. tuzsuz ayran üstüne dökülüp tsunamiye dönüştü.
saçlarından yakalamasam hangi balıkla aldatırdın acaba beni?
yoğurt kokun geçtiğinde filmin sonu gelmişti. kadın "beni gerçekten istiyor musun?" diyordu, adam ise "hayır". senin bu sahnede hep gözlerin dolardı, taşmasın diye altına leğen koyardım. ama bu kez öyle olmadı, hüzünlenmedin. hüzünlenmemene kinlenip o leğende biriken yaşları içtin. içip koca leğeni bitirdin. yoğun tuzdan ozmos geçirip sızdın sonra.
ağladım, ağladım. akan yaşları içip bende sızdım.
aynı hayalde zıt yönlere bakıp birbirimizi görebilmeyi başardığımızda sen bana yine "kaybol." dedin.
sonra kötü kalpli kurt geldi, beni bulamayınca seni yedi.
sessizce son akşam yemeğimizi yedik, sen yedin. ben senin dişindeki marula dalıp gittim. acıktım sonra, hayal bulutumu pipetle içime çektim. doymadım. en sevdiğin filmi 26. kez izlemek için koltuğuna kuruldun. acılı cipsini, ayranla beraber sundum sana. "bu ne lan?" dedin kalktın koltuktan. kalkarken ayran dolu bardağı devirdin. tuzsuz ayran üstüne dökülüp tsunamiye dönüştü.
saçlarından yakalamasam hangi balıkla aldatırdın acaba beni?
yoğurt kokun geçtiğinde filmin sonu gelmişti. kadın "beni gerçekten istiyor musun?" diyordu, adam ise "hayır". senin bu sahnede hep gözlerin dolardı, taşmasın diye altına leğen koyardım. ama bu kez öyle olmadı, hüzünlenmedin. hüzünlenmemene kinlenip o leğende biriken yaşları içtin. içip koca leğeni bitirdin. yoğun tuzdan ozmos geçirip sızdın sonra.
ağladım, ağladım. akan yaşları içip bende sızdım.
aynı hayalde zıt yönlere bakıp birbirimizi görebilmeyi başardığımızda sen bana yine "kaybol." dedin.
sonra kötü kalpli kurt geldi, beni bulamayınca seni yedi.
boşluklardan çekip çıkardığım bir avuç dolusu ruh.asfalttan kazınmayı bekleyen ayaklarım var, çıplak.
kan çanağına dönmüş göz çukurlarımdan taşan kan yerine, gözyaşlarım şapırdatıyor geceyi.
göz kapaklarım rüya biriktirmekle meşgul. baş parmağımla ay'ı kapatıyorum.
hiçbir ışık sızıntısı olmamalı.
gör, düğün gibi bütün uzuvlarım sana hazırlanıyor.
gidişin büyük bir karnaval çadırı; cafcaflı, gösterişli olmalı.
ve sonra her şey, karanlıkla beraber yok olup gitmeli senin ardından.
ve sonra her şey, karanlıkla beraber yok olup gitmeli senin ardından.
uyuyorum. ruhum çekiliyor.
ve sanırım şehir çöplüğünde bir yerlerde olacak uyandığımda.
aaah kahretsin, birileri ihbar etmiş olmalı.
ve sanırım şehir çöplüğünde bir yerlerde olacak uyandığımda.
aaah kahretsin, birileri ihbar etmiş olmalı.
00:39 onnisan ikibinoniki
göz açıp kapayıncaya kadar unutmuş olursun her şeyi.
buralarda zaman yok. yaşamak ölmekle eşdeğer.
kalabalık en tenha yerleri kollar seni daha da yalnızlaştırmak için.
insanın kendi ile yalnız olduğu şehir...
burada anılarını hatırlar ama hiçbir şey hissedemez insan.
özlemek, mutlu olmak gibi şeyler yasaktır
inanmanın cezası hissetmek, hissetmenin bedeli sonsuzluktur.
burada anılarını hatırlar ama hiçbir şey hissedemez insan.
özlemek, mutlu olmak gibi şeyler yasaktır
inanmanın cezası hissetmek, hissetmenin bedeli sonsuzluktur.
ben... inanıyorum, hissediyorum ve kaybolma benden diye gözlerimi kapatamıyorum.
inanıyorum sonsuzluktayım ve sen yoksun.
elizabet de herkes kadar şizofrendi. (III)

A kümesiyle B, her seferinde kesişir, kesiştirilirdi bir şekilde.
elizabet, kendini boş kümelere hapsederdi. boş kümelerle boş boş muhabbet ederdi. sesi bile yankılanırdı koordinat düzleminde. orjine dik olarak çarpan ses dalgaları elizabetin içinden geçer, elizabeti silerdi.
elizabet, çöp adamlardan arakladığı çöplerle kendine hayat verir, arta kalan atıkları da kalbinde sindirirdi hidroklorik (HCl) asitle. HCl, elizabetin kalbindeki inaktif nefreti aktif hale geçirirdi. aktifleşen nefret bir süre sonra bünyeye zarar verir elizabeti kusmaya mecbur bırakırdı.
elizabetin bazı zamanlar kendini kusmuşluğu bile vardır.
elizabetin karın boşluğunda midesi yoktu. bu durum sebebiyle, çoğu zaman dalga geçtiler elizabetle "midesiiiiz elizabeeet, midesiiiiz elizabeeeet" elizabet çirkefti, hep söylerim. onunla alay edenlerin ağızlarını açmasını beklerdi. her birinin kursağından aşağı "heves" atardı sapan yardımıyla.
heves, kursağı tıkardı. midesiz elizabet, katil oluverirdi bir anda.
elizabet, bir tek uykusunda zararsızdı; o da gözlerini kapatmadığı zamanlar.
(elizabete veda etmek üzere / birkaç karalama)-
elizabet, sözlükte lüzumsuza karşılık gelen anlamdı. elizabet, benim güneş görmeyen yanım; klavyeyle parmak uçlarımın birleştiği yerde sevimsiz bir kahramandı.
elizabet, kendini boş kümelere hapsederdi. boş kümelerle boş boş muhabbet ederdi. sesi bile yankılanırdı koordinat düzleminde. orjine dik olarak çarpan ses dalgaları elizabetin içinden geçer, elizabeti silerdi.
elizabet, çöp adamlardan arakladığı çöplerle kendine hayat verir, arta kalan atıkları da kalbinde sindirirdi hidroklorik (HCl) asitle. HCl, elizabetin kalbindeki inaktif nefreti aktif hale geçirirdi. aktifleşen nefret bir süre sonra bünyeye zarar verir elizabeti kusmaya mecbur bırakırdı.
elizabetin bazı zamanlar kendini kusmuşluğu bile vardır.
elizabetin karın boşluğunda midesi yoktu. bu durum sebebiyle, çoğu zaman dalga geçtiler elizabetle "midesiiiiz elizabeeet, midesiiiiz elizabeeeet" elizabet çirkefti, hep söylerim. onunla alay edenlerin ağızlarını açmasını beklerdi. her birinin kursağından aşağı "heves" atardı sapan yardımıyla.
heves, kursağı tıkardı. midesiz elizabet, katil oluverirdi bir anda.
elizabet, bir tek uykusunda zararsızdı; o da gözlerini kapatmadığı zamanlar.
(elizabete veda etmek üzere / birkaç karalama)-
elizabet, sözlükte lüzumsuza karşılık gelen anlamdı. elizabet, benim güneş görmeyen yanım; klavyeyle parmak uçlarımın birleştiği yerde sevimsiz bir kahramandı.
kebelek.
Sen bu satırları okuduğunda ben çoktan bitmiş olacağım anacım.
Görücü usulü tanıştığım ilk kelebeksin sen
Ben evde yokken kapıyı çalmış, kimse açmayınca kendi kendine "kim o?" sorusunu sorup cevaplayamadan ölüp gitmiştin.O günden beri yastayım ben. Kapımı kim çalsa delikten bakıp gözümde büyütüyorum gelenleri; bir ilah oluyorlar adeta.
Ben evde yokken kapıyı çalmış, kimse açmayınca kendi kendine "kim o?" sorusunu sorup cevaplayamadan ölüp gitmiştin.O günden beri yastayım ben. Kapımı kim çalsa delikten bakıp gözümde büyütüyorum gelenleri; bir ilah oluyorlar adeta.
2 gün sonra ölüm yıldönümün sevgili kelebek. Kendi kendime "sen kimin için öldün?" sorusunu yöneltip cevap alamamaktan korkuyorum.
Gözümde büyüttüğüm ilahların beni cezalandırmak için ateş dolu çukurlara atmasından; senin ölümünden beni suçlu bulup cezalandırmalarından.
Hayaletinin beni daha feci cezalandırmasından korkuyorum kelebek, zerre kadar ışık almıyorum gittiğinden beri.
22 nisan 12
02:35
küçücük bir ateş parıltısıyla yanmaya çalışan sayfalar var. üzerine adının
bir kaç kez yazılıp karalandığı. evet evet, o gördüğün tahrip olmuş sayfalar kurşun kalemin acımasızlığı. kesinlikle sana garezim yok.
bilirsin seni severim.
küçücük bir umut ışığı ile bu sayfaları yeniden okumaya kalkışmayalım. gözlerine yazık. evet evet, o göremediklerin benim gözlerim. göz çukurlarım belirginleşsin diye onları aldırdım. ağlayamamak daha rahat oluyor böyle.
şuradan makası verir misin, tenimden kesip biçtiğim el ele tutuşan adamlar kaçmış. yenisini yapmalı. yine sensizliği fazla kaçırdım. yazmak da artık mutlu etmiyor bak.
eğer yeniden gelirsen gözlerini ödünç ver gitmeden resmini çizmeliyim. ellerimi de sökmeli yerinden. bunu benim için sen yap. gitmene yakın yağmur başlasın. sokak kapısından çıkarken adımlarınla orantılı olarak hızlansın. ıslan ve ben üzüldüğünü düşüneyim. git ve bir daha gelme. gelirsen de yağmurlu bir güne denk getirmemeye çalış. ben her yağmur yağdığında gidişini hatırlamalıyım. ve son bir şey daha... aklım ve kalbim benimle kalsın. kim olduğunu neye benzediğini unuturum yavaş yavaş ve bu hiç de iyi olmaz.
elizabet de herkes kadar şizofrendi. (II)
" kılıflarımızdan çıkıp, hayata döndüğümüz gün kangren olan parmaklarımı keseceğim."
liza de elizabet st. pitsbörk
oyuncak bebeklerine hayatlar kurardı elizabet. önce onları evlendirirdi sahte kilisesinde. sonrasında her birine şiddetle sınıf geçirtirdi.
sınıf geçen bebekler, büyük bir hırsla bu hayatlardan mezun olup elizabete sınıfı geçirdikleri günün hayaliyle, sindirim kanalından geri emilip elizabetin kanına karıştılar.
oyuncak bebeklerine evler kurardı elizabet, in ve cinden kat karşılığı alınmış bir arsada. ne yazık! oyuncak bebeklerin hiç oturamadığı bu evi, in ve cin almanyadan gelen oğullarına kiralardı her kış.
elizabet dramları sevmezdi. en büyük kahkahasını, yüzündeki en geniş, en yayı bol ve hatta en ortopedik koltuğa oturtur, bebeklere kurduğu evi yıkardı, kaynağını midesinden aldığı acı suyla.
ona da alınmasına rağmen, kardeşine alınan çikolataları kıskanırdı. hep en son o yerdi çikolatasını; önce diğer çocukların yemesini beklerdi. gerektiğinde ısırmadan; emerek yerdi çikolatasını, gerektiğinde ise yiyor numarası yapardı. elizabet çirkefti.
içindeki şeytan, elizabete melek görünürdü. elizabet, onu kangren olmuş parmaklarıyla beslerdi.
oyuncak bebeklerine evler kurardı elizabet, in ve cinden kat karşılığı alınmış bir arsada. ne yazık! oyuncak bebeklerin hiç oturamadığı bu evi, in ve cin almanyadan gelen oğullarına kiralardı her kış.
elizabet dramları sevmezdi. en büyük kahkahasını, yüzündeki en geniş, en yayı bol ve hatta en ortopedik koltuğa oturtur, bebeklere kurduğu evi yıkardı, kaynağını midesinden aldığı acı suyla.
ona da alınmasına rağmen, kardeşine alınan çikolataları kıskanırdı. hep en son o yerdi çikolatasını; önce diğer çocukların yemesini beklerdi. gerektiğinde ısırmadan; emerek yerdi çikolatasını, gerektiğinde ise yiyor numarası yapardı. elizabet çirkefti.
içindeki şeytan, elizabete melek görünürdü. elizabet, onu kangren olmuş parmaklarıyla beslerdi.
elizabet de herkes kadar şizofrendi.
Telefonunu açtı. Bir adet sesli mesajı vardı. Arayan kişi her kimse büyük bir suça ortak olmuş, elizabetin kalbini keklemeye çalışmıştı. O ana oldukça yakın dakikalarda yan komşu tepkisini belirtip küt bir cisimle duvara sertçe vurdu. Muhtemelen elizabetin duvara atıp kırılmasına sebep olduğu telefonun çıkardığı sesten rahatsız olmuştu. Komşu duvardan öc alır gibiydi ama duvar bile bunu elizabet kadar hak etmiyordu.
Soğutucu dolabın bitişiğindeki tezgahta akşamdan kalma izmaritler, ayılmak için kahve içiyorlardı. Elizabet birkaç izmarit yardımıyla kulaklarını tıkadı.
Artık kendine bile sağırdı, el yordamıyla bulduğu yol, odasında son buldu.
Elizabet yaslandığı yerden; sırtını acıtan giysi dolabından kurtulmak için ayağa kalktı. Sendeledi, içindeki boşluk dışına çıktı ve dengesini kaybettirdi ona, hakkı olmadığı halde. Haksızlıklar tanrıçası elizabet zaten dengesizdi, buna "boşluk" dahi sebep olamazdı. İçindeki boşluğu bir nebze de olsa bastırmak adına buzdolabına yöneldi.
Buzdolabına neden "buz" dolabı diyorlardı, anlam veremedi. Soğutucu dolap daha iyiydi sanki. Elizabet anlamak için çaba harcadı.
Zeytinleri, zeytinyağı ile taçlandırıp üzerine biraz kekik biraz da kırmızı biber serpiştiren annesini de anlamadı. Beynini yormayı bırakıp birkaç zeytini çekirdekleriyle beraber mideye indirdi. Çekirdeklerin içi parçalandı, elizabetin içini görünce. Oluşan gümbürtü elizabeti sağır etmek üzereydi ve elizabet bir şeyler yapmalıydı.
Soğutucu dolabın bitişiğindeki tezgahta akşamdan kalma izmaritler, ayılmak için kahve içiyorlardı. Elizabet birkaç izmarit yardımıyla kulaklarını tıkadı.
Artık kendine bile sağırdı, el yordamıyla bulduğu yol, odasında son buldu.
ondörteylül 201101:38
-müzik için bir tık-
slm, mrb, ok. ders çalışıcam diye feys şifresini değiştirtip, dondurttum. ama yine netteyim, ne büyük tezat...
sosyal paylaşım adı altında, msnden sonra kullandığım tek adres burası. böyt, her neyse. benden başka kimsenin okuyacağını düşünmediğimden çok rahatım iç dökmek konusunda. ders çalışmak bu kadar zor olmamalı. üstelik ikinci sene üniversite sınavlarına hazırlanan biri için gayet kolay olmalı. bu senenin mayıs ayına kadar lys'yi önemsemedim; çalışamadım
çünkü yeteri kadar. yeteri neydi hemen belirteyim. yeteri, ilk onbinde olmaktı. fısss.
26 haziran mıydı lys-2 tarihi?.. onu bile unutmuşum. lys-1'i (matematik-geometri sınavını) hiç hatırlamıyorum, sınava girmemiş olabilirim hatta. iki sevmediğim -hocalarımı suçlamıyorum.- dersin sınavları ard arda. bir tezat daha: sayısalcıyım ama matematikle kendimi bildim bileli sorun yaşadım. geometriyle hiç samimi olmadık - uzay geometrisi hariç-. aşığım uzay geometrisine, ki çoğu sayısalcı sevmez. geometriye korku dolu gözlerle bakmazsam, bir şekilde iletişim kurabiliriz diye düşünüyorum.
şu sıralar deli gibi matematik çalışıyorum üstelik büyük bi zevkle. ama her nedense kendimi "çalışamıyorum" diye şartlandırıyorum. karman çorman beynim. söylememe gerek yok, yazdıklarımdan anlaşılıyor çünkü.
şu sıralar deli gibi matematik çalışıyorum üstelik büyük bi zevkle. ama her nedense kendimi "çalışamıyorum" diye şartlandırıyorum. karman çorman beynim. söylememe gerek yok, yazdıklarımdan anlaşılıyor çünkü.
geçmişe dönersek şayet.
10. sınıf sonunda, 11. ve 12. sınıfın tamamında dershaneye gittim ama söylenenlerin aksine hep okul derslerine çalıştım. yazılılardan yüksek not aldım. son sınıfta takdir belgesini kaptım. iyi halt ettim, hiç bir işe yaramadı diyemem. hakkımdı sonuçta. (züğürdün de tesellisi olur,
lütfen yani.)
neyse efendim, arkadaşlar arasında şöyle bir şey vardır:
(sınava 2 ay kala)
neyse efendim, arkadaşlar arasında şöyle bir şey vardır:
(sınava 2 ay kala)
- oğlum hiç zor değil, soru kalıplarını ezberledin mi, mantığı kavradın mı bitti olay. 3 ay çalışıp tus'u kazananlar var. ygs-lys nedir ki? günde 500 soru çözücem artık, program da yaparız kendimize.
(sınava 1 ay kala)
eksik olduğumuz konuları tamamlarsak kesin 500 puan yaparız. 65 de okuldan gelir. Ooo süperiz ya. Bir de burslu bi yer kazandık mı o bursla neler neler yaparız.
(sınava 1 hafta kala)
herkesin elinde son 25 yılın öss soruları ve çözümleri adlı eser vardır...
...
herkesin elinde son 25 yılın öss soruları ve çözümleri adlı eser vardır...
...
mart ayı geldiğinde rahattım. dershane netlerim yükselmiş, güvenim artmıştı. ygs'ye çok rahat girdim. sınav anında türkçede adeta destan gibi soruları gördükçe bi mide bulantısı bi tiksinme geldi anlatamam. mübarekler daha çok abartsalar 40 sayfalık roman yazıcakmış yeminle.
tabiisi de sosyal sorusu çözmeye vakit kalmadı.
matematiğe geçtim. 22 soru yaptım, 19'u doğru çıktı. hiç unutmuyorum; sınavdan 2-3 gün önce karekök yayınlarının çözümlü deneme sınavlarına bakıyorduk özgeyle. bi soru dikkatimizi çekti, çözemedik velhasıl. çözümüne baktık, anladık. yeminle aynı soru çıktı. cevabı 7 idi. soruyu okumadan işaretledim. iihihihi. ama neye yaradı, hiç bir şeye.
fizik ve kimyada kendime çok güvendim. biyoloji konuları hakkında pek fikir sahibi olamasam da elimden geleni yaptım -8 doğru kadar-. sonuç olarak 326 point almıştım. 126 binlerde idim. kötüydü tabiisi benim için.
sınav akşamı eve gelip bütün ygs kitaplarını kaldırdım, atmadım. atmadım çünkü yine lazım olacaklardı, emindim. gözümü birazcık hırs bürümüştü. sınıftaki arkadaşlarla birbirimize yaptığımız şey tam olarak "çok çalışıyo yaa, kesin kazanıcak." gözükmekti. bunu en iyi yapanlardan biri de bendim sanırım.
sınav akşamı eve gelip bütün ygs kitaplarını kaldırdım, atmadım. atmadım çünkü yine lazım olacaklardı, emindim. gözümü birazcık hırs bürümüştü. sınıftaki arkadaşlarla birbirimize yaptığımız şey tam olarak "çok çalışıyo yaa, kesin kazanıcak." gözükmekti. bunu en iyi yapanlardan biri de bendim sanırım.
saat 07:00'da ders başlıyordu ve hoca genelde serbest bırakıyordu. ben en sevdiğim dersin -fizik/kimya- soru bankasını almış, en sevdiğim konuların testini çözüyordum. çerez niyetine de 94.5 rock fm'de rabarba dinliyordum, mesut süre'ciğim kulakların çınlasın. off çok özledim o soğuk sınıfımı...her neyse. dönem sonu boyunca 3 şey yaptık.dua ettik, hayal kurduk, test çözdük/miş gibi yaptık. lys 1'i hatırlamıyorum dediğim gibi. lys 2 geldiğinde istanbul üniversitesi avcılar kampüsünde idim. kendimi babamla mühendislik fakültesini ararken buldum. çok büyüktü be hacı. avcılarda diye eziliyo kampüs. ben de avcılar kampüsünü ezenlerdenim. millet bebek, maslak, ayazağa, beşiktaş takılıyo. avcılar ne ya. çok yanlış bu yaptığım ama elimde değil.
sınava girdim, tabisi amfideydim. (amfi diye yazılıyomuş, baktım). koridor tarafındaydım. bir yan sıramda gitar kursunda tanıştığım çocuk vardı, tanımadı. ona takıldım sınav sınav. bize verilen karton kutucukları açmamız istendi, açtık. benimkinden kalemtraş çıkmadı. köpek tayyip. köpek nimet, köpek yusuf ziya, köpek ömer. öhöm, neyse. yanımdaki kızla ortak kalemtraş kullanmam istendi. eyvallah dedim.
salon görevlisiyle sürekli göz göze geldik. sen gözlüklü kızsın, zekisin maşallah der gibi bakıyordu. bilmiyordu ki fazla mantık-az bigi taktiğiyle çözüyorum her soruyu. elimde fazla bilgi olsa, seve seve böyle düşünebilirdin sayın görevli.
bunaldım, saat 12:00 çıktım sınavdan. göz göze gelip durduğum görevliye kağıtları teslim ettim. o da masada oturan beyaz saçlıya uzattı kağıtlarımı. kapıya kadar yürüdük gözgözeyle. koridora çıkınca da elini omzuma attı. "nasıl geçti bakayım" dedi. "eh" dedim, kolaydı. -gerçekten de kolaydı, hele biyoloji. nasıl 19 doğru yaptım o bilgisizlikle şaşıyorum. sonradan öğrendim ki fizikten batırmışım. 12 yanlış mı neydi-. gözgörevli, "aferin aferin, çalışkansın maşallah. zaten sende hekim tipi var. gözlükler de yakışmış." dedi. orada ona kafa atmak istedim, ama polis vardı. görüşürüzleşip ayrıldık. aman allahım ne üzücü...
eveet, binanın çıkış kapısına adımlar kalmıştı. yüzlerce öğrenci yakınını görebiliyordum.
eveet, binanın çıkış kapısına adımlar kalmıştı. yüzlerce öğrenci yakınını görebiliyordum.
ilk çıkanlardandım, herkes serbest bırakılan bir rehine gibi bakıyordu bana. babamı ararken biri adımla seslendi. kim, nereye bakmam gerekiyo, zaten kasılmış vaziyetteyim kaç kişi bana bakıyor, babam nerede gibi düşünceler zaten beni bozguna uğratmış durumda. kimsin ey kadın. bana göre sağ taraftan, odağıma bir kadın girdi. sınıf arkadaşımın annesi... aa dedim kaan da mı burada girdi sınava. "evet" dedi, sınavımın nasıl geçtiğini sordu. ben illa artistik yapıcam ya hani, "çok kolaydı!" dedim bağırmanın bir perde aşağısındaki ses tonumla. bunu duyan veliler nasıl sevindiler, kolaymış ah canııım, dediler. benim için değil tabii kendi çocukları için sevindiler.
nihayet babam geldi. kolaydı dedim ona da. gülüştük konuştuk falan derkeeeen.
anasınıfı-ilkokul -ortaokul arkadaşımın annesini gördüm, onunla da aynı faslı yaşadık.
eve geldim. boşluktaydım.
bütün günüm keşkeyle geçti.
kuzenim tıp'ı kazandı.
onun adına sevindim kendi adıma ezildim.
küllerimden yeniden doğuyorum şu sıralar. matematik'ten sayıları bile çalışamazken, çalışmaya korkarken birazdan gidip fonksiyon çalışıcam.
fonksiyon babadır, candır. kümeleri ve bağıntıları aratır. olsun...
keşkeler, belirsizlikler, düşünceler beynimi kemirirken çalışamıyordum sanırım.
hem hala nefes alıyorsak, umut var demektir.
hem hala nefes alıyorsak, umut var demektir.
18.04.12/19:57 - YAĞMUR adlı bir şarkı bekleniyor, ama değil.
sen
yağmuru
özlemle
beklemeyince
o kadar güzel
kokmuyor toprak...
sen
yağmuru
özlemle
beklemeyince
o kadar güzel
kokmuyor toprak...
üstümüzde buluttan bir cennet.
click -stand by me-
dirseklerimizden destek alıp yüz üstü uzanmış, çin yemeği yiyoruz. her zaman elini yüzüne bulaştıran sen, çubukları düzgün tutabiliyorsun bu sefer, ne mutlu. televizyonda kurgu film kuşağı var. umutluyuz.filmin en güzel yerinde "bir son dakika haberi" yansıması parlıyor gözlük camımda. vaz goinon meen. der gibi gözlerime bakıyorsun.
kendi cinayetine şahit olan tek güvercini andırıyorsun. el çırpmam yetecek uçup gitmene. yapamıyorum. son bir gayretle dudakların aralanıyor.
- sonsuza dek beraberiz...
- ne ızdırap...
- ...
sevgi sözcükleri boğazına diziliyor. ölüyorsun.
- sonsuza dek beraberiz...
- ne ızdırap...
- ...
sevgi sözcükleri boğazına diziliyor. ölüyorsun.
cips kola kilit özel sivilce sayısı bayiilerde.
bir iki saniye farkla kaçırdığı eşantiyonu alamadığı için üzgün. yastığı hala ıslak, ağlamaktan bitkin düşüp uyuya kalmış olmalı.
ara sıra soluk alıp verişlerini dinliyorum, oldukça düzensiz. kalp atışları, banyodaki musluğun kırık fayanslara çarpma sesini bastırıyor. tavanın çatlaklarından yosun kokuları geliyor. üst kattaki denizkızı, küveti doldururken klorlu havuz suyunu fazla kaçırıyor olmalı.
güneş doğmak üzere. uykusunda serçe parmağımı kavrıyor elleri. sonra belli belirsiz gülümsüyor.
yanında olmam ona huzur veriyor olmalı. "merak etme." diyorum, "...çok uzun sürmeyecek." kalbindeki pil bitmek üzere, bildiğim halde değiştirmiyorum bir yedeğiyle.güneş en tepede. yastığı hala ıslak.
güneş batmak üzere ama elleri hala sıcak.
çift beyinli omurgasıza...
17:56 onbirnisan ikibinoniki
brotsjór
elindeki dolu bardağı amuda kalkarak götürsen de dökülmez, sen yeterki bardağın içine bakma.
içimdeki boşluk iğne deliğinden bile geçer, hadi canım! deme ispatlayamazsın.
* * *
merhaba dalgaların savurduğu kahverengi deniz otu.
bugün farkettiğim şeyi biliyorsun. yalancı kahkahaların nasıl kulak tırmaladığını öğrendim. ve yalnızca bir çift kulak tıkacına sahip olsaydım, bu kadar karamsar hissetmeyecektim şuan kendimi. ellerimle kulaklarını kapatsaydın deme. elimde bir akvaryum vardı, onu bırakamazdım.
merhaba güneşin kurutacağı ıslak kumsal. bugün sırf o kahkahaları bastırmak için çığlık atmak istedim ama yapamadım. elimde camdan bir akvaryum vardı, bağırsaydım öyle çok ses çıkacaktı ki, onu çatlatıp kırmaktan korktum.
merhaba yosun ve beni sarhoş eden yosun kokusu... bugün sizin tadınızı öğrendim. gözyaşlarım da çok tuzluydu... silemedim. elimdeki cam akvaryumun içinde bir balık vardı, ağladığımı anlasın istemedim. yaşlarım karıştı onun suyuna, solungaçlarına doldu... kısa bir süre sonra suyun üstüne uzanmış huzurlu görünüyordu.
ve son kez sana da merhaba petşop sahibi, bana yeni bir japon balığı verir misin?
Hüzün, göz falan.
click:
-hüznü gözlerinin arkasında olan kız.-
Hüznüm, gözlerimin arkasına saklanmış. Kör sinekler gibi nereye konacağını, ne yapacağını bilemeden bilinçsizce yaşıyor. Korneamdan çok hoşlandığını söylemişti geçenlerde. Pek kulak vermedim ama yüzümde hafif bir tebessüme yol açtı bu iltifatı.
...
Kapıyı kapattım, odamın karanlığını söküp atmak için ışığı açıcaktım ki, "Dur!" dedi. Ne olduğunu anlamadım yine. İlgi çekmeye mi çalışıyordu saklandığı yerden. Devam etti, "Işığı açma."
- İyi de neden, dedim.
- Işık kırılmasın.
Yine anlamamıştım.
- Işığı açma. Kırılmasın yazık, diye ısrar etti.
Gözyaşımla sarhoş mu olmuştu yoksa benimle kafa mı buluyordu? "Ne saçmalıyorsun sen?" dedim. O düğmeye basmamam konusunda ısrar etti ama ben daha fazla karanlıkta oturamazdım. Lambanın düğmesine bastım, gözüm etrafımdaki nesneleri seçebiliyordu artık.
Gözyaşımla sarhoş mu olmuştu yoksa benimle kafa mı buluyordu? "Ne saçmalıyorsun sen?" dedim. O düğmeye basmamam konusunda ısrar etti ama ben daha fazla karanlıkta oturamazdım. Lambanın düğmesine bastım, gözüm etrafımdaki nesneleri seçebiliyordu artık.
Bizim hüznün sesi kesilmişti. "Nasıl, çok kırdım mı ışığını?" dedim alaycı bir ses tonuyla. Cevap vermedi. Sarı beneğimden yatak yapmış kendine, uyukluyordu. Onunla beraber ben de uyudum.
Sabah olduğunda gözlerimi ilk defa çapaklanmamış olarak açtım. Hüznüme seslendim cevap vermedi. Sanırım terketmişti gözlerimi. Bir daha haber alamadık kendisinden.
Sadece kirpiklerime bıraktığı bir not:
Sen gözlerini açtığında çooook uzakta olacağım. Işığı bu kadar kırmamalıydın. Kör noktaya kaçıyorum,
hüznün.








